Gündem

Türkkan: ”Milletin paralarını uçurdukları için salgını sadece seyretmekle yetindiler”

Türkkan, şunları dile getirdi: Cumhurbaşkanı Salı günü yeni kısıtlamalara dair açıklama yaptı. Fakat yapılan açıklama Cumhurbaşkanı da dahil kimse tarafından anlaşılamadı. Hükümet, pandemi sürecini en başından beri belirsizlik içerisinde götürüyor. Son alınan kararların yetersiz olması da bunu gösteriyor. Salgının kontrolünü kaybeden iktidar her zaman geciktiği gibi yine önlem almakta gecikti. Hep söyledik. Okulları açmayın. Sokağa çıkma kısıtlamalarını geri getirin. Geldiğimiz noktada; içini boşalttıkları Merkez Bankası; Olmayan üretim ekonomisi ve inşaat rantı düzeni yüzünden, 5’li müteahhit çetesinin vergi borçlarını silmekten, kısaca milletin paralarını uçurdukları için salgını sadece seyretmekle yetindiler.

Hastanelerde yer kalmayınca, sağlık sistemi çökmek üzere kalınca dostlar alışverişte görsün yasaklarını getirdiler. 18 yılda Türkiye’yi üretim değil tüketim ülkesi haline getirdikleri için AVM’lere dokunamadılar. Ama sadece restoran ve kafeleri kapattılar. AVM’lerin birçoğu zaten kendi yandaşlarına ait. Onların dokunulmazlığı var. Sadece kafe ve restoranların kapatılması yetersiz. AVM’lerin de kapatılması gerekli.

Sosyal hayatı iyice kısıtlamadan vaka sayılarını aşağıya çekemezsiniz. Ne kadar az dolaşım, o kadar az yayılım demek. Ancak sosyal hayatı kısıtlarken, sosyal devlet olmanın gereğini de yerine getireceksiniz. Yani kafe ve restoranları kapatırken orada istihdam edilen, haftalık ve günlük kazanan insanlarımızı da mağdur etmeyeceksiniz. Bugün yeme – içme sektöründe yaklaşık 2 milyon insan istihdam ediliyor. Ama görüyoruz ki aileleriyle beraber 8 milyona ulaşan insanımıza destek için devletin kasasında para bırakmadınız. Oysa para vardı. Pandemi döneminde hiç de acelesi olmayan bir işi davet usulüyle hepimizin bildiği o malum şirkete verildi. Erteleyebilirlerdi. Üstelik 9,5 Milyar liraya ihaleyi verdiler ve vergiden de muaf tuttular. Alın size kaynak. O para bugünler için gerekliydi. O parayla en azından salgın etkisini kaybedene kadar aileleriyle birlikte ortalama 8 milyon kişiye destek sunabilirdiniz.

BATMIŞ YUNANİSTAN KADAR BİLE OLAMADILAR

Size göre ekonominin dönmesi demek inşaat sektörüne tam gaz devam etmek, araç geçiş garantili otoyollar, köprüler demek. Dedikleri gibi insanları korona değil ama sizin bu düzeniniz öldürür. Kısıtlamalar gerekli. Kısıtlamaya karşı çıkan vatandaşlarımız da var. Ne yiyeceğiz ne içeceğiz diye. Asıl sorgulanması gereken, Yunanistan bile vatandaşlarına 800 Euro, Türk Parasıyla 7320 lira aylık destek ödemesi yapabiliyor. Batmış Yunanistan kadar bile olamadılar.

Bizim vatandaşımızdan IBAN’la 10 lira isteyip, Kıbrıs’a 7 uçakla pikniğe gidiyorlar. 9 yıldır yaklaşık 5 milyon Suriyeli mülteciye bakan devletimiz, 3 ay kendi vatandaşına da bakabilmeli.

SAĞLIK BAKANI İTİRAFTA BULUNDU; BÜTÇE YETERLİ DEĞİL

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün şu itirafta bulundu. “Birçok ülkeyle kıyasladığımızda sağlık için ayırabildiğimiz kaynakların oldukça sınırlı olduğunu biliyoruz” Şu an tüm dünya kaynaklarını Koronavirüs belasıyla mücadeleye ayırmışken, Sağlık Bakanı’nın bu itirafı, virüsle mücadele gücümüzün ne kadar yetersiz olduğunu gösteriyor. Zaten kaynaklarımız yeterli olmadığı için vaka sayıları değil hasta sayıları açıklanıyor. Gerçek rakamları açıkladıkları zaman tüm kısıtlamaları daha çok genişletmek, sosyal hayatı durdurmak ve vatandaşlarımıza maddi yardım yapmaları gerektiğini biliyorlar. Para olmadığı için adeta sürü bağışıklığı uyguluyorlar. Ölen ölsün kalan sağlar bizimdir diyorlar.

YAPILMASI GEREKEN; PANDEMİ DÖNEMİNDE İŞLEVİ AZALAN BAKANLIKLARIN VE KURUMLARIN BÜTÇESİNDEN KISMAKTIR

Türkiye’nin şu an birinci gündemi, birinci düşmanı Koronavirüs. Bu virüsü yenmek için maddi anlamda çok daha güçlü bir Sağlık Bakanlığı’na ihtiyacımız var. Çünkü virüsü sadece sağlık çalışanlarımızın çabasıyla değil maddi imkanlarımızı da kullanarak yenebiliriz. Grip aşısında yaşadıklarımız ortada. Aynı anda hem Koah hem de kanser olan hastaya bile aşı vuramadılar. Yarın yüklü miktarda aşı ithal edebilmemiz ve yerli aşıyı geliştirip tüm ülkeye yayabilmemiz için Sağlık Bakanlığı’nın çok paraya ihtiyacı var. Sağlık Bakanlığı’nın “bütçemiz yetersiz” itirafı oldukça önemli. Yapılması gereken pandemi döneminde işlevi azalan Bakanlıkların ve kurumların bütçesinden kısmaktır. Pandemiyi inşaatla, TOKİ’yle yenemezsiniz. Bakanlığın bütçesindeki bu kalemler düşürülmelidir. Koronavirüsle mücadele ederken, salgını araç garantili otoyollarla uzaklaştıramazsınız. Salgınla mücadelede ihtiyacımız olan, belki de milyonlarca insanın aşı ihtiyacını karşılayacak paralar asfalta, betona gömülmeye devam ediyor.

Diyanet’in her sene bütçesi artarken pandemi döneminde biraz ara vermek, insanların hayatları söz konusuyken daha erdemli ve ahlaklı bir davranış olurdu diye düşünüyorum. Sağlık Bakanlığı’nın 2021 bütçesi 77 milyar lira. Diyanet’in bütçesi ise 13 Milyar lira. Diyanet İşleri Bakanlığı; İçişleri Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı gibi bakanlıkların da olduğu 7 bakanlığın 13 başkanlığın bütçesini geride bırakıyor.

ARTIK DAHA FAZLA MEZARLIĞA DEĞİL, DAHA FAZLA HAYAT KURTARMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Örneğin İçişleri’ne bağlı AFAD’ın bu sene bütçesi 1,6 Milyar Liraydı. İzmir depreminden sonra bu miktarı 2 Milyar Lira’ya çıkardılar. Doğusundan, Batısına bir deprem ülkesi olan Türkiye’de AFAD’ın bütçesi 2 Milyar Lira. Diyanetin bütçesi 13 Milyar lira. AFAD’ın daha çok kuracağı deprem erken uyarı ve ön hasar tahmin sistemlerine, arama kurtarma birimlerine ihtiyacımız var. Bizim bu dönemde daha fazla yoğun bakım ünitesine, daha fazla aşıya, daha fazla sağlık personeline, daha fazla ekipmana ihtiyacımız varken Diyanet’in bütçesinde neden artışa gidiliyor? Artık daha fazla mezarlığa değil, daha fazla hayat kurtarmaya ihtiyacımız var. Ama görüyoruz ki, korona yüzünden ölenleri gömenlere para var, korona yüzünden insanlar ölmesin, yaşasın diyenlere para yok. Katar’ın hediye ettiği 400 milyon dolarlık uçağı satarsak % 90 başarı elde edilen ve bir kişiye maliyeti 40 dolar olan korona aşısını, yaklaşık 77 milyon vatandaşımıza ücretsiz vurabiliriz.

HASTANELERİ İŞLETME, ÇALIŞANLARI DA O İŞLETMENİN KAR ORTAĞI GİBİ GÖRÜYORLAR

Yoksulluk sınırının 7.973 TL olarak hesaplandığı günümüzde sağlık hizmetlerinde çalışan neredeyse tüm çalışanların temel maaşları asgari ücretin çok az üzerindedir. Sağlık Bakanlığının ve Maliye Bakanlığının bu vahameti kısmen de olsa gidermek için başvurdukları yol ise sabit ödeme performans ödemesi gibi uygulamalardır. Hastaneleri birer işletme çalışanları da o işletmenin kar ortağı gibi gören bu yaklaşım hem sürdürülebilir değildir hem de hukuki değildir.

24 Haziran 2018’de yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde tam bir ay önce Sayın cumhurbaşkanımız birçok meslek grubunu içine alan “3600” ek gösterge müjdesini duyurmuştu. Memur, aylık maaşlarının emekli olduktan sonra alacakları aylıkların ve emekli ikramiyelerinin belirlenmesinde büyük rol taşıyan ek gösterge birçok sağlık çalışanı için dikkatle takip edilen bir konudur ek göstergenin yüksek olması, emekli aylığı ve emekli ikramiyesinin de mevcut halinden yüksek olacağı anlamına gelmektedir. Ayrıca 375 sayılı khk ile denge tazminatı adı altında ödenen performans ödemesi diye geçen YÖK, TSK, hakim ve savcılar kurulu, bu saydığım kurum çalışanları da sabit ödeme almaktadır. Onlarda sadece “damga vergisi” kesilirken, sağlık çalışanlarından ekstra gelir vergisi kesiliyor ve bu ödeme hastane bütçesinden ödendiği için performans ve ek ödeme almalarına engel olmaktadır.

4 gün sonrasını bile öngöremeyen ve planlayamayan Milli Eğitim Bakanımızı kutluyorum.

Koronavirüs tedbirleri kapsamında yıl sonuna kadar yine uzaktan eğitime dönüldü. Ben Ağustos ayında yaptığım basın toplantısında okulların açılışını erteleyin hatta hiç açmayın diye uyarmıştım. Dediğim noktaya gelindi maalesef. Tekrar uzaktan eğitime dönüldü ama uzaktan eğitimle ilgili çözülemeyen problemler devam ediyor. Kimi veli ve öğrenci internet kotasına yetişemiyor, kimi çok çocuklu aileler tek cihazla kardeşlerin derslerinin çakışmasından müzdarip, kimi evlerde ise hala ne bilgisayar ne tablet ne de internet var.

Bakan 4 gün önce, okulların durumu için “Ara tatil başlıyor. Tatilden sonra tüm öğrenciler ve öğretmenler ile okullarımıza dönme” açıklaması yapan, 4 gün sonrasını bile öngöremeyen ve planlayamayan Milli Eğitim Bakanımızı kutluyorum.

DURUMU KURTARMAK İÇİN YERİ REFORMLAR DA YETMEYECEKTİR

Merkez Bankası faiz artırımına gitmiş yüzde 15’e yükseltilmiş. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, reformlardan bahsedip “Ekonomi de reform seferberliğini başlatıyoruz” dedi. Oysa aynı Erdoğan henüz iki ay önce “Ekonomimiz yukarıya doğru pik yapıyor” demişti. Madem ekonomi pik yapıyorsa ekonomi kadrosunu, Bakan dahil, neden komple değiştirildi. Bu bir itiraftır; demek ki durum iyi değil. Şimdi ise reformlardan bahsediyorlar. Fakat durumu kurtarmak için yeni reformlar da yetmeyecek bunu kendileri de çok iyi biliyor.

Bakın, Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Cemil Çiçek de Cumhurbaşkanı tarafından gündeme getirilen reform tartışmaları hakkında ne demiş. “Reform kelimesi çok aşındı, kimse bir şey beklemesin” Boşuna heveslenmeyin demiş mealen. Zira bize göre de aynı şeyleri tekrar etmek yeni sonuçlar getirmeyecek.

Seçim öncesi faizle mücadele sözü verdiler ama beceremediler. Faiz lobisine yenildiler. Dövizi belli bir seviyede tutmak için faizleri yükselten Merkez Bankası Başkanı görevden alındı. Yerine geleni de gönderdikten sonra şimdiki yeni Başkan’ı da faizleri yükseltmesi için getirildi. Hani faiz sebep enflasyon neticeydi? Hani yüksek faizle bu iş olmazdı? Acı reçete! 19 yıldır, her yıl yeniden uçan ekonominin geldiği nokta bu; Acı reçete. Akılları sıra bu acı reçeteyi, reform yapıyoruz diye millete yutturacaklar. Ne var ki, uzun zamandır millete uzak, milletin derdine sağır oldukları için, farkında olmadıkları bir şey var: Milletimiz o acı reçeteyi, zaten çok uzun zamandır iliklerine kadar yaşıyor. Maaşlarında yaşıyor. Çarşıda yaşıyor, pazarda yaşıyor. İşsiz evlatlarının hüzün dolu bakışlarında yaşıyor. Siftahsız geçen günlerde yaşıyor. Binlerce kişiye ekmek veren kapılara, kilit vurulduğunda yaşıyor. Vatandaşa acı reçete, yandaşa milyarlar. Pandeminin ilk gününden beri, 83 milyon vatandaşın cebine doğrudan koydukları para 10 milyar lira. Bu dar günlerde, tek bir kodamanın cebine koydukları kâr 9 milyar lira. O parayı kim ödeyecek? Millet! Eşe dosta ballı ihale, vatandaşa gelince acı reçete!

Acı reçeteden bahsediyorsunuz ya. Alın size acı reçete hikayesi; İstanbul’da yaşayan 70 yaşındaki emekli tesisat ustası vatandaşımız hasta eşini tedavi ettirebilmek için kredi çekip borçlandı. Borcunu ödeyebilmek için de böbreğini satılığa çıkardı. Acı reçetenin gerçek örneği burada.

KARABAĞ MESELESİ BU HALİYLE BÜYÜK BÖLÜMÜ RUS HİMAYESİNDE OLMAK ÜZERE DONDURULMUŞ BİR SORUN OLARAK KALABİLİR

Karabağ meselesinde, kardeş Azerbaycan’ın ortaya koyduğu mücadeleyi sonuna kadar destekliyoruz. Bu savaşın en büyük kaybedeni hiç şüphesiz Ermenistan’dır. Ancak bu demek değildir ki Karabağ tamamen kurtarılmıştır, Ermenistan kuvvetleri Karabağ’dan ilanihaye sökülüp atılmıştır. Bilakis Rusya, Ermenistan ve Azerbaycan’ın yaptığı son ateşkes antlaşmasıyla birlikte Karabağ’ın önemli bir bölümünde Ermenistan varlığını devam ettirecek ve daha da kötüsü bundan sonra Karabağ’ın büyük bir bölümü Rus askeri himayesinde olacak.

Bizim nihai hedefimiz Karabağ bölgesini Ermenistan’ın işgalinden kurtarmaktır, Rusya’ya teslim etmek değildir. Rusya Azerbaycan topraklarında kendisine alan açmış oldu. Karabağ meselesi bu haliyle büyük bölümü Rus himayesinde olmak üzere dondurulmuş bir sorun olarak kalabilir ve Türkiye’ye karşı ileride Rusya tarafından kullanılacak bir baskı aracına dönüşebilir.

Dışişleri Bakanlığımız, Türkiye’nin çevresinde halka halka büyüyen Rusya gerçeğini biran önce görmek zorunda.

YUNANİSTAN F-35 SAVAŞ UÇAĞI SATIN ALMAYI PLANLIYOR

Bugün petrol yüzünden, enerji kaynakları yüzünden dünya büyük acılar çekiyor. Güneyimizde Suriye’de Amerika ya da Rusya ne için orada. Kendi çıkarlarını yani enerji koridorlarını korumak ve hakimiyetlerini sürdürmek için. Doğu Akdeniz’deki gelişmeler ve Kıbrıs açıklarındaki enerji yatakları bölgeyi yeni enerji savaşlarına yani cehenneme çevirmeye davetiye çıkarıyor.

Ayrıca İsrail’den Avrupa’ya yapılmak istenen doğalgaz boru hattı da bu güzergah üzerinde. Bizim bu duruma karşı savunmamızı geliştirmemiz ve arttırmamız gerekli. Yunanistan’la 1996 Kardak Krizi’nden bu yana ilişkilerimiz hiç bu kadar gerilmemişti. Elbette Yunan ordusunun Türk Silahlı Kuvvetleri karşısında hiçbir şansı yok. Ancak Yunanistan’ı piyon olarak kullanan bölgedeki hakim güçler maddi ve teknik anlamda Yunanistan’ı şımartmaya devam ediyor. Özellikle Yunanistan, hava ve deniz kuvvetlerinde Türkiye’ye karşı bir takım faaliyetler içerisinde. Türkiye’ye karşı hava üstünlüğü elde etmek isteyen Yunanistan 24 adet F-35 uçağı siparişi verdi.

Bu yeni nesil kabiliyeti yüksek uçaklar kimdeyse hava üstünlüğü o ülkeye geçiyor. Yunanistan, Fransa’dan da 18 adet Rafale savaş uçağı almak için de Fransa ile bir program yaptı. Program çerçevesinde dört yeni firkateyn satın alınması, dört mevcut firkateynin modernizasyonu, dört donanma helikopterinin yanı sıra karadan havaya füzeler, donanma için torpidolar ve uçaklar için güdümlü füzelerin de envantere katılacağı bildirildi. Tehlikeyi iyi görmek lazım. Çünkü 100 sene önce olduğu gibi Yunanistan’ı yine Türkiye’ye karşı kullanacakları belli. Umarım Ege’deki Türk adalarını Yunanistan’ın işgaline bırakan İktidar bu duruma seyirci kalmaz ve gerekli adımları atar.

Kaynak İyi Parti Basın Birimi
Hibya Haber Ajansı

Etiketler
Daha Fazla Göster

Mehtap Ateş

1987 Balıkesir doğumlu. Balıkesir Üniversitesi Muhasebe mezunu. Yerel haber ve blog sitelerinde editörlük görevi üstlendi. Şu an gundemhaberioku.com'da editörlük hizmeti vermektedir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı